Rafoloji Logo

Rafoloji

Kültürlü İnsanların Sosyal Kitap Ağı

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

🌟 Kültürlü İnsanların Sosyal Kitap Ağı

Ücretsiz Kayıt Ol
İyi Okumak, İyi Yazmanın Değil, İyi Düşünmenin Başlangı - Yusuf Tandoğan | Rafoloji
BEYNİM YORMA BENİ

BEYNİM YORMA BENİ

Yusuf Tandoğan

İyi Okumak, İyi Yazmanın Değil, İyi Düşünmenin Başlangıcıdır...
Bir kitabı açtığımızda okumaya başladığımızı sanıyoruz. Oysa gözün sayfada ilerlemesiyle zihnin gerçekten hareket etmesi aynı şey değil. Kelimeleri tanımak, cümleleri anlamak, olayları takip etmek ve kitabın son sayfasına ulaşmak okumanın yalnızca görünen tarafı. Asıl okuma, kitabı kapattıktan sonra başlıyor. Çünkü iyi bir kitap, bittiği yerde susmaz, insanın daha önce kesin bildiği bazı şeyleri yeniden düşünmesine neden olur. Bir cümlenin anlamı, bazen kitabın içinde değil, günler sonra yaşadığımız bir olayın ortasında değişir. O zaman anlarsın ki sen kitabı bitirmemişsin, kitap sende çalışmaya devam etmiş.

İyi okumak, bir metni tüketmek değildir. Bir cümlenin neden öyle kurulduğunu, bir karakterin neden başka türlü davranmadığını, yazarın hangi düşünceyi açıkça söylediğini ve hangisini okurun önüne sessizce bıraktığını merak etmektir. Bir metni yalnızca anlattığı hikayeyle değil, kurduğu bakış açısıyla da okumaktır. Bazen bir kitabın en önemli tarafı söylediği şey değil, seni hangi noktada durdurup kendi düşüncene baktırdığıdır.

Çünkü insan dünyayı yalnızca gözleriyle görmez. Daha önce öğrendikleri, korkuları, alışkanlıkları, sevdiği insanlar, kırıldığı yerler ve doğru olduğuna inandığı hükümler de gördüğü şeyin içine karışır. Aynı sokağa bakan iki insanın birbirinden tamamen farklı iki dünya görmesinin nedeni biraz da budur. Kitap okumak, bu yüzden yalnızca yeni bilgiler edinmek değildir, kendi bakışımızın dışına çıkma denemesidir.

Okumak başkasının penceresinden bakmak, yazmak kendi camını açmaktır.

Başkasının penceresinden bakmak, onun gördüğü her şeyi doğru bulmak anlamına gelmez. Bir yazarın düşüncesine katılmadan da onun bulunduğu yere geçebilirsin. Bir karakteri sevmeden onun korkusunu anlayabilirsin. Sana uzak gelen bir hayatın içinde, kendi hayatında hiç karşılaşmadığın bir sorunun nasıl yaşandığını görebilirsin. Asıl mesele de burada başlar. İnsan yalnızca kendisine benzeyen insanların düşüncelerini okuduğunda, kendi doğrularını çoğaltır. Kendisinden farklı insanların dünyasına girdiğinde ise doğrularının sınırlarını görmeye başlar.

İyi okur, kitabın karşısına hüküm vermek için oturmaz. Önce anlamak için oturur. Katılmak daha sonra gelir. Çünkü anlamadan verilen hüküm çoğu zaman insanın kendi önyargısının başka bir biçimidir. Bir düşünceyi reddetmeden önce onu gerçekten anlamaya çalışmak, insanın zihnini zayıflatmaz. Tam tersine, düşüncesinin ne kadar sağlam olduğunu görmesini sağlar.

Bu yüzden iyi okumak biraz da kendinden çıkabilmektir.

Kendi bildiklerinin, kendi alışkanlıklarının, kendi doğrularının dışına birkaç saatliğine çıkabilmek… Bir kitabın içinde, hiç tanımadığın bir insanın zihninde dolaşmak, onun gördüğü dünyayı kendi ölçülerinle hemen düzeltmeye çalışmamak… Sonra kitabı kapatıp geri dönmek.

Fakat geri döndüğünde aynı yerde olmayabilirsin.

Çünkü başka bir insanın penceresinden baktığında kendi evinin manzarası da değişir. Daha önce fark etmediğin bir duvarı görürsün. Pencerenin önündeki ağacın aslında ne kadar eski olduğunu anlarsın. Odaya giren ışığın yönünü ilk kez fark edersin. Kitap sana başka bir dünya göstermiştir ama asıl değişiklik, kendi dünyana yeniden baktığında meydana gelir.

Bu yüzden okumak kendine uzaklaşmak, yazmak kendine yeniden yaklaşmaktır.

Okurken kendi sesinin biraz gerisine çekilirsin. Başkasının cümlesine, başkasının sorusuna, başkasının deneyimine yer açarsın. Bir süreliğine kendi düşüncenin merkezinden ayrılırsın. Fakat bu uzaklaşma kendini kaybetmek değildir. Aksine, kendini dışarıdan görebilmenin imkanıdır. İnsan sürekli aynı noktada durursa kendi bulunduğu yeri fark edemez. Biraz uzaklaşınca, yıllardır içinde yaşadığı düşüncelerin aslında ne kadar dar veya ne kadar geniş olduğunu görebilir.

Yazmak ise o uzaklıktan geri dönmektir.

Fakat döndüğünde yanında yalnızca okudukların olmaz. Onların sende bıraktığı değişiklik de gelir. Başkasının cümlesiyle karşılaşmış, ona itiraz etmiş, bazen hak vermiş, bazen öfkelenmiş, bazen kendi fikrinden şüphe etmişsindir. Yazarken bütün bu karşılaşmaların içinden geçerek kendi cümleni kurarsın. Bu yüzden yazmak, okuduklarını tekrar etmek değildir. Okuduklarının sende neye dönüştüğünü anlamaya çalışmaktır.

Belki de yazmanın en dürüst tarafı burada ortaya çıkar.

İnsan konuşurken düşüncelerini olduğundan daha düzenli sanabilir. Çünkü konuşma anlıktır. Cümle kaybolur, ses tonuna karışır, bir sonraki cümle öncekinin açığını örter. Yazı öyle değildir. Yazdığın cümle önünde kalır. Fazlalığı görünür. Çelişkisi görünür. Ne kadar bilmediğin görünür. Bir düşünceyi yazmaya başladığında, zihninde kusursuz sandığın şeyin aslında yarım olduğunu fark edebilirsin.

Bu yüzden yazmak, düşüncenin süslenmiş hali değil, düşüncenin sınandığı yerdir.

İnsan bazen bir cümleyi düzeltirken aslında kendisini düzeltir. Bir kelimeyi değiştirirken, düşündüğü şeyin de değiştiğini fark eder. Bir paragrafı sildiğinde yalnızca kötü yazılmış bir bölümü değil, yanlış kurulmuş bir düşünceyi de ortadan kaldırmış olabilir. Yazının insanı kendisine yeniden yaklaştırması biraz bundandır. Kendi cümlenle baş başa kaldığında, başkalarının söylediklerinden geriye ne aldığını ve geriye ne bıraktığını görürsün.

İyi yazmak burada kelime bilgisiyle sınırlı değildir.

Asıl mesele, hangi kelimeyi kullanacağını bildiğin kadar hangisini kullanmaman gerektiğini de bilmektir. Her duyguyu açıklamamak, her düşünceyi büyütmeye çalışmamak, etkileyici görünmek uğruna cümlenin gerçekliğini bozmamak… Bazen bir yazıyı güçlendiren şey eklenen kelime değil, çıkarılan kelimedir.

İyi okur bunu zamanla öğrenir.

Çünkü çok okumak yalnızca güzel cümleleri biriktirmek değildir. Kötü cümlenin neden kötü olduğunu da görmeye başlamaktır. Gereksiz benzetmeyi, zorlanmış duyguyu, kendisini önemli göstermeye çalışan cümleyi fark etmektir. Bir metaforun ne zaman düşünceyi derinleştirdiğini, ne zaman düşüncenin üzerini örttüğünü ayırt etmektir. Böylece okuma, yazının yalnızca kaynağı değil, aynı zamanda ölçüsü haline gelir.

Fakat bütün bunların altında daha önemli bir mesele vardır. İnsan kendi düşüncesini nasıl kurduğunu fark etmeye başlar.

Çünkü zihnimizde bize ait olduğunu sandığımız pek çok cümle vardır. Çocukken duyduğumuz bir hüküm, yıllar boyunca tekrarlandığı için bize aitmiş gibi görünür. Bir toplumun kabul ettiği bir yargı, sorgulanmadığı için doğru kabul edilir. Bir korku, düşünce kılığına girer. Bir alışkanlık, karakter zannedilir. İnsan bunları ayırt etmeden yaşadığında kendi fikrini değil, kendisine bırakılmış fikirleri savunabilir.

İyi okumak bu mirasın üzerine ışık tutar.

Bir kitap sana doğrudan “sen yanlış düşünüyorsun” demese bile, başka bir hayatı önüne koyarak bunu kendine sormanı sağlayabilir. Yıllardır doğru kabul ettiğin bir davranışın başka bir insanda neye benzediğini görebilirsin. Kendi hayatındaki bir tercihin, başka birinin hayatında nasıl bir yara açtığını fark edebilirsin. Ya da tam tersine, kendine yıllardır haksızlık ettiğini anlayabilirsin.

Okumanın değeri biraz da buradadır. İnsan yalnızca dünyayı değil, dünyaya bakarken kullandığı gözlüğü de görmeye başlar.

Bundan sonra düşünmek değişir.

Düşünmek, her konuda bir fikre sahip olmak değildir. Her soruya hızlı cevap vermek hiç değildir. Bazen düşünmek, kendi cevabını bir süreliğine elinden bırakabilmektir. “Bilmiyorum” diyebilmek, bir düşüncenin içinde kalıp onun açıklarını arayabilmek, haklı çıkmaktan daha önemli olanın gerçeği anlamak olduğunu kabul edebilmektir.

İyi okuma insana kesinlik değil, ölçü kazandırır.

Neyi bildiğini, neyi bilmediğini, neye inandığını, neden inandığını, hangi düşüncenin sana ait olduğunu, hangisinin sana yıllar önce bırakıldığını ayırmaya başlarsın.

Ve belki insanın zihinsel olgunluğu, cevaplarının sayısında değil, kendi cevaplarına ne kadar dürüst bakabildiğinde saklıdır.

Bu yüzden bazı kitaplar unutulur, bazıları insanın davranışlarına karışır.

Unutulan kitap kötü olmak zorunda değildir. Belki yalnızca doğru zamanda okunmamıştır. Çünkü bir kitabın insandaki karşılığı, yalnızca yazarın ne anlattığıyla değil, okurun o sırada kim olduğu ile de ilgilidir. Aynı kitap yirmi yaşında başka, kırk yaşında başka bir yerden konuşabilir. Cümle aynı kalır, okuyan değişmiştir.

Belki iyi okumanın en şaşırtıcı tarafı da budur. Bir kitabı ikinci kez okuduğunda bazen kitabın değişmediğini, senin değiştiğini anlarsın.

İşte yazı, bu değişikliğin kaydını tutabilir.

Okuduklarından ne öğrendiğini değil yalnızca, neye itiraz ettiğini, hangi düşüncenden vazgeçtiğini, hangi soruyu hala taşıdığını da. Bu yüzden yazmak, insanın kendisine tuttuğu bir kayıt olmaktan öte, kendi zihninin sınırlarını görme biçimidir.

Ve belki iyi yazının değeri de buradan gelir.

Gösterişli olmasından değil.

Çok şey söylemesinden değil.

İnsanın kendi düşüncesine karşı dürüst olmasından.

Çünkü iyi bir cümle yalnızca güzel görünmez, arkasında düşünülmüş bir hayat, tartılmış bir kelime, vazgeçilmiş birkaç kolay cevap ve söylenmemiş bazı fazlalıklar taşır.

İyi okumak bizi oraya hazırlar.

Önce başkasının penceresine gideriz.

Sonra kendi penceremize döneriz.

Bir süre kendimizden uzaklaşırız ki, geri döndüğümüzde kendimizi eskisi kadar kolay kandıramayalım.

Okur olarak başka insanların cümlelerinde dolaşır, yazar olarak kendi cümlemizin karşısına geçeriz.

Ve sonunda mesele ne kadar kitap okuduğumuz, ne kadar yazı yazdığımız değildir.

Mesele, bütün bu kelimelerin içimizde neyi değiştirdiğidir.

Çünkü kitaplar insanın yerine düşünmez.

İyi kitap, düşünmeyi insana geri verir.

İyi yazı da o düşüncenin gerçekten sana ait olup olmadığını sınar.

Bu yüzden iyi okumak, iyi yazmanın hazırlığı değildir yalnızca.

İyi okumak, insanın kendi zihnine ilk kez dışarıdan bakabildiği yerdir.

Ve belki iyi düşünmek, o bakıştan sonra kendi camını açıp, dışarıda gördüklerini yeniden kendi cümlelerinle söyleyebilmektir !.

Yusuf Tandoğan

Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat • • 15 Aug
8 beğeni
0 yorum
37 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

✨ Hoş Geldin, Okur! ✨