Rafoloji Logo

Rafoloji

Dijital Kitaplığınız

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Geçmişten Geleceğe, İnsandan İnsana... İnsan, bir gün - Yusuf Tandoğan | Rafoloji
BEYNİM YORMA BENİ

BEYNİM YORMA BENİ

Yusuf Tandoğan

Geçmişten Geleceğe, İnsandan İnsana...
İnsan, bir gün öleceğini bilen bir varlıktır. Bedeninin toprağa karışacağını, nefesinin susacağını, sesinin kesileceğini ve adının zamanın içinde yavaş yavaş silinebileceğini bilir. Bugün yaşayan insanın yarın geçmiş olacağını bilmek, varoluşun en sessiz ve en ağır gerçeklerinden biridir.

Belki de tam da bu yüzden yazarız.

Çünkü insan, kendisinden geriye yalnızca bir mezar taşı kalmasını istemez. Bir düşünce bırakmak, bir duyguyu kaydetmek, yaşadığı bir anı kelimelerin içine yerleştirmek ister. Yazmak, ölümü yenme çabası değildir. Ölüm yenilemez. Yazmak, ölümün karşısında insanın kendisinden bir iz bırakma biçimidir.

Zamana atılmış küçük bir çentiktir.

“Ben buradaydım.” demenin sessiz halidir.

Şu an hayattayım.

Parmaklarım tuşlara dokunuyor. Kalbim atıyor. Zihnim düşünüyor. Ben bu cümleleri yazarken zaman, fark ettirmeden ömrümden birkaç saniye daha alıp götürüyor.

Belki sen de şu an hayattasın.

Bu satırları okuyorsun.

Belki beni tanıyorsun, belki tanımıyorsun. Belki adımı biliyorsun, belki yalnızca bu yazıyla karşılaştın. Ama şu anda aramızda görünmeyen bir bağ kuruluyor.

Ben kendi şimdimden yazıyorum.

Sen kendi şimdinde okuyorsun.

Ve ikimiz, aynı cümlenin içinde buluşuyoruz.

Fakat zaman burada durmayacak.

Bir gün benim bugünüm senin geçmişin olacak.

Bir gün senin bugünün de geçmişe dönüşecek.

Bugün bu yazıyı okuyan insanlar bir süre sonra bu dünyada olmayacak. Ben olmayacağım. Sen olmayacaksın. Bugün yanımızda bulunan insanların bir kısmı olmayacak. Onların seslerini duyanlar, yüzlerini hatırlayanlar, birlikte yaşadıkları günleri taşıyanlar da bir gün bu dünyadan geçip gidecek.

Sonra başka insanlar gelecek.

Başka gözler bu ekrana bakacak.

Başka parmaklar bu sayfayı açacak.

Ve belki yıllar sonra, bugün burada bulunan hiç kimsenin tanımadığı bir insan bu satırları okuyacak.

İşte yazının zaman karşısındaki asıl sırrı burada başlıyor

Yazan geçer. Okuyan geçer. Fakat cümle, kendisine yeni bir okur bulduğu sürece yeniden doğar.

Bir kitabı yüzyıllar sonra açtığımızda yalnızca mürekkebe ve kağıda bakmayız. Bir zamanlar yaşamış bir insanın zihnine gireriz. Onun korkularına, umutlarına, yalnızlığına, sevgisine, öfkesine ve dünyaya bakışına dokunuruz.

O insan artık yoktur.

Ama onun düşüncesi bizim şimdimizde yeniden yaşamaya başlamıştır.

İşte yazının mucizesi budur

Bir insan geçmiş olur, düşüncesi geleceğin şimdisine dönüşür.

Bugün sosyal medya akışlarında gördüğümüz yazılar ise çoğu zaman geçiciliğin içine bırakılır. Bir metin görünür, okunur, birkaç saniye sonra başka bir paylaşım onun yerini alır. Bir parmak hareketiyle aşağı kayar ve gözden uzaklaşır.

Fakat her şey tüketildiği hız kadar değersiz değildir.

Bazı cümleler vardır, ekrandan geçip insanın içine yerleşir.

Yıllar sonra, hiç beklemediği bir anda geri döner.

Bir insanın zor bir gecesinde ona eşlik eder.

Bir başkasının yıllardır adını koyamadığı bir duyguyu tarif eder.

Bir diğerine, yalnız olmadığını hatırlatır.

İşte o zaman bir sosyal medya paylaşımı olmaktan çıkar.

Bir insanın başka bir insana bıraktığı emanete dönüşür.

Belki edebi bir anıt dediğimiz şey de budur.

Taştan yapılması gerekmez.

Bir kitap olabilir.

Bir mektup olabilir.

Bir şiir olabilir.

Bir ekranın üzerinde birkaç paragraf olabilir.

Hatta yalnızca tek bir cümle olabilir.

Çünkü insanın bıraktığı en kalıcı iz, adının bir yerde yazması değil, başka bir insanın hayatında bir anlam uyandırmasıdır.

Bu yüzden ben yalnızca bugün için yazmıyorum.

Belki farkında olmadan yarın için de yazıyorum.

Belki yarından sonrasına.

Belki benim hiç göremeyeceğim bir zamana.

Bu yazıyı bugün okuyan sen de yalnızca bugünün okuru değilsin.

Bir gün sen de geçmiş olacaksın.

Bir gün senin bugün okuduğun bu cümleleri, senden sonra gelen başka biri okuyabilir.

Belki seni tanımayacak.

Belki beni de tanımayacak.

Belki bugün bu yazının altında bulunan hiçbir isim o zamana kadar anlam taşımayacak.

Ama o insan, bizim bugünümüzden kendi şimdisine uzanan birkaç kelimeyle karşılaşacak.

Ve belki o anda, bizim yaşadığımız bir duygu onun şimdisinde yeniden hayat bulacak.

Düşün

Bir gün burada bugün bulunan herkes geçmiş olacak.

Sonra onların ardından gelenler de.

Sonra onların ardından gelenler...

İnsanlar değişecek.

Yüzler değişecek.

Şehirler değişecek.

Diller değişecek.

Teknoloji değişecek.

Fakat bir cümle, kendisine yeni bir okur bulduğu sürece yaşamaya devam edebilir.

Belki gerçek ölümsüzlük bu değildir.

Zaten hiçbir insanın sonsuza kadar yaşayacağının garantisi yoktur.

Mesele sonsuz olmak da değildir.

Mesele, kendi zamanından biraz daha uzun yaşayabilmektir.

Bir insanın ömrüyle bıraktığı anlamın ömrü aynı olmak zorunda değildir.

İnsan gider.

Düşünce kalabilir.

İnsan susar.

Cümle konuşmaya devam edebilir.

İnsan unutulabilir.

Fakat bir zamanlar yazdığı bir söz, hiç tanımadığı bir insanın içinde yeniden anlam kazanabilir.

Belki ölümün karşısındaki en büyük teselli de budur

Yok olmakla unutulmak aynı şey değildir.

İnsan bir gün yok olur.

Ama bıraktığı anlam, başka insanların hayatında yaşamaya devam edebilir.

Ve o insanlar da bir gün gidebilir.

Sonra başkaları gelir.

Böylece bir cümle, bir insandan diğerine, bir zamandan başka bir zamana, bir hayattan başka bir hayata geçer.

Belki yazının gerçek ömrü budur

Bir insanın ömründen diğerine geçmek.

Bir neslin hafızasından diğerine taşınmak.

Geçmişin sesini geleceğin şimdisine ulaştırmak.

Ben bu satırları kendi şimdimden yazıyorum.

Sen kendi şimdinde okuyorsun.

Bir gün senin şimdinde doğan başka bir okur, senin artık geçmiş olduğun bir zamanda bu cümlelere bakacak.

Ve belki o zaman bu yazının en gerçek anlamı ortaya çıkacak.

Ben bu satırları yazarken gelecekte kimin okuyacağını bilmiyordum.

Sen bu satırları okurken senden sonra kimin okuyacağını bilmiyorsun.

Senden sonra okuyacak kişi de onun ardından kimin geleceğini bilmeyecek.

Ama cümle, bütün bu bilinmezliğin içinden geçecek.

Bir elden diğerine.

Bir gözden diğerine.

Bir zihinden diğerine.

Bir zamandan diğerine.

Ve belki insanlığın en eski hikayesi tam da budur

Gidenlerin, kalanlara bir şey bırakması.

Bir söz.

Bir hikaye.

Bir isim.

Bir hatıra.

Bir düşünce.

Bir cümle.

Sonra kalanların da gitmesi ve bıraktıklarını kendilerinden sonra gelecek olanlara teslim etmesi.

Böylece insan, kendi ömrünü aşan bir zincirin küçük bir halkasına dönüşür.

Belki bizden önce yazanlar da bunu yaptı.

Onlar bugün burada değiller.

Ama bazıları hala bizimle konuşuyor.

Onlar bizi tanımadı.

Biz de onları tanımadık.

Aramızda yüzyıllar olabilir.

Ama bir cümle, zamanı aşarak iki yabancıyı aynı yerde buluşturabiliyor.

Şimdi ben de sana yazıyorum.

Belki bugün okuyorsun.

Belki yıllar sonra.

Belki bu yazının yayımlandığı gün değil, çok daha sonra.

Ne zaman okursan oku, bil ki bu kelimeler yazıldığı anda bir insanın nefesinden çıktı.

Ve eğer ben o gün artık hayatta değilsem, bu cümleler benim yerime konuşuyor olacak.

Ama bir gün sen de geçmiş olacaksın.

Senin nefesin de susacak.

Senin sesin de uzaklaşacak.

Senin bugünün de bir başkasının geçmişi olacak.

Ve belki senin bugün okuduğun bu cümlelerden biri, senden sonra gelecek birinin şimdisinde yeniden anlam bulacak.

İşte o zaman anlayacağız

İnsan yalnızca yaşadığı yıllardan ibaret değildir.

İnsan, kendisinden sonra başkasının içinde yaşamaya devam eden anlamlardan da oluşur.

Bu yüzden yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir.

Bir zamanı başka bir zamana emanet etmektir.

Bir insanın kendisinden sonra gelecek insana bıraktığı sessiz bir mektuptur.

“Ben buradaydım.” demektir.

“Ben de korktum.” demektir.

“Ben de sevdim.” demektir.

“Ben de kaybettim.” demektir.

“Ben de yaşadım.” demektir.

Ve belki en önemlisi:

“Sen de yalnız değilsin.”

Biz vardık.

Bir zamanlar biz de bu dünyanın içinden geçtik. Sevdik, kızdık, kırıldık, kırdık, kazandık, kaybettik, peşinden koştuk, bazı şeyleri büyüttük, bazılarını gereğinden fazla önemsedik. Sonra zaman geçti.

Şimdi biz yokuz.

Şimdi sıra sende.

Sen varsın. Nefes alıyorsun, seviyorsun, üzülüyorsun, bir şeylerin peşinden koşuyor, bazı şeylere kızıyor, bazılarını kendinden bile daha fazla önemsiyorsun. Fakat bir gün sen de bu cümlelerin kurulduğu yerden geçip gideceksin.

Sonra senden sonrakiler gelecek.

Onlar da yaşayacak.

Onlar da biriktirecek.

Onlar da kaygılanacak, sevinecek, kavga edecek, kazanacak, kaybedecek.

Ve onlar da bir gün yok olacak.

Öyleyse hayatı, sonunda hiçbirini yanında götüremeyeceğin şeyler uğruna tüketme.

Kırgınlıklarını büyütme.

Kavgalarını uzatma.

Hırslarının seni kendine yabancılaştırmasına izin verme.

İhtiraslarını insanlığının önüne koyma.

Dünya malına gereğinden fazla bağlanma. Çünkü insan, ömrü boyunca “benim” dediği ne varsa bir gün başkasına bırakıp gider. Ev kalır, para kalır, makam kalır, eşya kalır, isim bile zamanla silinebilir.

İnsan giderken yanında maddi hiçbir şeyi götüremez.

Geriye ise nasıl yaşadığı kalır.

Ve insanın gerçek serveti, sahip oldukları değil, nasıl bir insan olduğudur.

Kaç kişiyi incittiğinden çok, kaç kişinin yarasını sardığın...

Kaç şey biriktirdiğinden çok, kaç gönülde iyilik bıraktığın...

Ne kadar yükseldiğinden çok, yükselirken kimleri ezmediğin...

Ne kadar haklı olduğundan çok, haklıyken ne kadar merhametli kalabildiğin...

İşte insanın asıl hesabı belki de budur.

Çünkü ölüm geldiğinde malın mülkün seninle gelmez.

Öfken gelmez.

Kavgan gelmez.

Hırsın gelmez.

İhtirasın gelmez.

Kazandığın şeylerin çoğu senden geriye kalır.

Ama insanlığının sonucu, senden geriye kalanlarda yaşamaya devam eder.

O yüzden iyi bir insan olmaya çalış.

Kusursuz değil.

Hatasız değil.

Hiç kırılmayan, hiç kırmayan biri de değil.

Ama yanıldığında dönebilen, kırdığında özür dileyebilen, gücü yettiğinde ezmeyen, haklı olduğunda merhameti unutmayan, eline fırsat geçtiğinde kötülüğü seçmeyen biri ol.

Çünkü günün sonunda hayat sana yalnızca ne kadar yaşadığını sormayacak.

Ne kadar kazandığını da.

Kaç kişinin önüne geçtiğini hiç sormayacak.

Belki geriye tek bir soru kalacak

“İnsan olarak ne yaptın?”

İşte o gün, yanında götürebileceğin hiçbir malın, makamın ya da ihtirasın olmayacak.

Geriye yalnızca yaşarken olduğun insan kalacak.

İyi bir insansan, ne ala.

Değilsen...

Vay haline.

Çünkü insanın ardından en uzun yaşayan şey, çoğu zaman sahip oldukları değil, başkalarının hafızasında bıraktığı iyilik ya da kötülüktür.

Ve belki hayatın bütün hikmeti, en sonunda şu kadar sade bir cümlede toplanır

Dünyaya bir insan olarak geldin.

Öyleyse buradan bir insan olarak git !.

Dipnot:

Bu yazıyı okuyup beğendiysen, beğenmeden geçme.

Belki bir gün, senden çok sonra gelecek biri bu sayfayı açacak ve burada bir zamanlar kimlerin bulunduğunu görecek. Belki senin adın da o insanların arasında olacak.

O gün sen burada olmayacaksın ama bir zamanlar bu cümlelerin önünde durduğuna dair küçük bir iz kalacak.

Çünkü insan geçer, zaman geçer, isimler silinir, bazen geriye yalnızca küçük bir iz kalır.

Bir gün sen de geçmiş olacaksın. Bari buradan geçtiğin belli olsun.

Yusuf Tandoğan

Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat • • 16 Aug
7 beğeni
0 yorum
48 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

✨ Hoş Geldin, Okur! ✨